Gizli Saklı Olayların Aydınlatılması Yetkililerin Boynunun Borcudur
Uğur Mumcu, Gaffar Okkan ve Yukarıda Saydığımız Diğer Menfur Cinayetlerle Birlikte, Milletimiz Üzerine Oynanmış, İç veya Dış Kaynaklı Hangi Gizli Saklı Olaylar Var İse, Bunların Bir An Önce Aydınlatılmasının, Yetkililerin Boynunun Borcu Olduğunu Düşü
24 Ocak 2012 , Salı 11:18
Sayın Basın Mensupları
Bugün 24 Ocak 2012. Uğur Mumcu’nun menfur bir plan sonucu, 1993 yılında, aracına bomba yerleştirilerek katledilişinin, 19. Yıldönümü ve yine Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın menfur bir saldırı sonucu 2001 yılında şehit edilişinin 11. yıldönümüdür. Öncelikle hem Uğur Mumcu'nun ailesine ve dostlarına, hem de Gaffar Okkan’ın ailesine, emniyet camiamıza ve tüm milletimize bugün vesilesi ile bir kere daha başsağlığı diliyor, kendilerine Allah'tan rahmet temenni ediyoruz.
Sayın Basın Mensupları,
Öncelikle Uğur Mumcu suikastının gerçekleştiği 1993 yılı, bugün bulunduğumuz noktadan bakıldığında, çok ilginç bir şekilde, planlanan büyük bir oyunun sahneye konulması izlenimini vermektedir.
Mesela;
- 17 Ocak 1993'te Jandarma Genel komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in uçağının düşürülerek hayatını kaybetmesi
-24 Ocak 1993'te Uğur Mumcu'nun aracına bomba yerleştirilmesi sonucu öldürülmesi
-5 Şubat 1993'te Adnan Kahveci'nin daha nasıl gerçekleştiği bugün bile tam olarak aydınlatılamayan bir şekilde trafik kazasına kurban gitmesi
-24 Mayıs 1993'te Bingöl- Elazığ karayolunda 33 askerimizin şehit edilmesi
-2 Temmuz 1993'te büyük bir provokasyon sonucu Madımak Oteli'nde 33 vatandaşımızın ve 2 otel görevlisinin yanarak ve dumandan zehirlenerek hayatını kaybetmesi ve tam üç gün sonra
-5 Temmuz 1993’te Başbağlar köyünün silahlı bir grup tarafından basılarak 33 insanımızın kurşuna dizilerek katledilmesi.
Bütün bu olaylar ne kadar büyük bir oyun oynandığının bir delili değil midir?
2001 yılında devletin gülen yüzünü temsil eden, bölge halkıyla yakın iletişim kurmayı başarabilmiş bir emniyet mensubunun, bir devlet görevlisinin şehit edilerek susturulması kimlerin ekmeğine yağ sürmüştür?
Şimdi aradan bunca yıl geçtikten sonra geriye dönüp bakalım. Bu olayların birbirinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün müdür? Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen bu cinayetlerin hala tam anlamıyla aydınlatılamamış olması bir tesadüf müdür?
90’lı yılların ilk yarısında, dönemin siyasi atmosferinde, yükselen, güçlü bir muhalefet ve bu toplumun sağduyusunun simgesi olan, Milli Görüş hareketinin o zamanki temsilcisi Refah Partisi ve Muhterem Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın, bu planlı ve sinsi olaylar sebebiyle günah keçisi yapılmaya çalışılması, bunca yıl aradan sonra milletimizin maddi ve manevi kayıplarının ne kadar büyük olduğunu göstermiyor mu?
Cami avlularında, caddelerde, meydanlarda "Kahrolsun Şeriat" "Mollalar şuraya buraya" diye bağırtılan insanlarımız bugün acaba bunun ne kadar yanlış ve haksız bir suçlama olduğunu anlamışlar mıdır?
Tarihinin hiçbir döneminde din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan, her zaman mazlumun yanında yer alan Milli Görüş hareketinin önünü kesmek, milletimiz evlatları arasına nifak tohumları ekmek ve fitne ateşini tutuşturmak isteyenler için, bu tip esrarengiz olaylar üzerinden yapılan manipülasyonlar, 28 Şubat gibi kara bir günün yaşanması adına yapılan birer ön hazırlıklar mıydı?
Bizler, merhum Uğur Mumcu ile dünyayı aynı pencereden okumadık ama onu her zaman, fikir namusu olan, neye inanıyorsa onu açık yüreklilikle savunan, değerli bir gazeteci, araştırmacı-yazar ve düşünce insanı olarak tanıdık. O’nun öldürülmeden önce kaleme aldığı, Mossad ve CIA'nin ülkemiz ve bölgemizdeki faaliyetleri hakkındaki yazıları, onun bu şekilde hayatını kaybetmesi ile ilgili bağlantısı olduğu, bugün birçok kimse tarafından artık tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir.
Bizler Saadet Partisi olarak, demokratik, adil ve özgürlükçü bir devlet anlayışının vazgeçilmez kurallar manzumesi olduğuna inanıyoruz. Bütün faili meçhullerin bir an önce aydınlatılmasının ve suçluların adalete teslim edilmelerinin gereğine inanıyoruz.
Son günlerde gerek yazılı gerekse görsel medyada sıkça vurgulanan, kimin adına yapıldığı bugün dahi açıklanamayan, o acı günlerin günümüze acı birer mirası olan, bugünlerde ortaya çıkarılan, Diyarbakır İçkale'de 19 insana ait olduğu söylenen kemiklerin de,90'li yıllarda gerçekleştirilen, katliamların ve yargısız infazların sonucu olduğu iddiaları bir an önce sonuçlandırılmalıdır.
Gaffar Okkan gibi örnek şahsiyetleri şehit ederek, kendilerine alan açmaya çalışan şer odaklarına fırsat verilmemelidir. Bizler 74 milyon vatan evladını bir ve beraber gören bir anlayışın temsilcisiyiz. İnanç birliğimizin, kardeşliğimizin teminatı olduğuna inanıyoruz.
Bu vesile ile Uğur Mumcu, Gaffar Okkan ve yukarıda saydığımız diğer menfur cinayetlerle birlikte, milletimiz üzerine oynanmış, iç veya dış kaynaklı hangi gizli saklı olaylar var ise, bunların bir an önce aydınlatılmasının, yetkililerin boynunun borcu olduğunu düşünüyoruz.
Not: Fransız Senatosu’nun almış olduğu, sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr etmenin suç olduğunu kabul eden karara karşı, Hükümetin alacağı karşı adımları, çok sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Hiçbir insaf ölçülerine sığmayan, fikir hürriyetini yok sayan bu kararın alınmış olmasının, insanlık tarihine
düşülmüş, kara bir leke olduğuna inanıyoruz. Kapısında kul köle olduğumuz AB gibi bir kurumun, en önemli figürlerinden birisi olan Fransa’nın aldığı bu kararın milletimizin ve devletimizin uyanmasına vesile olmasını ümit ediyoruz.
Saygılarımızla...
Selman ESMERER
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı
www.saadet-istanbul.org.tr
Etiketler :
Bugün 24 Ocak 2012. Uğur Mumcu’nun menfur bir plan sonucu, 1993 yılında, aracına bomba yerleştirilerek katledilişinin, 19. Yıldönümü ve yine Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın menfur bir saldırı sonucu 2001 yılında şehit edilişinin 11. yıldönümüdür. Öncelikle hem Uğur Mumcu'nun ailesine ve dostlarına, hem de Gaffar Okkan’ın ailesine, emniyet camiamıza ve tüm milletimize bugün vesilesi ile bir kere daha başsağlığı diliyor, kendilerine Allah'tan rahmet temenni ediyoruz.
Sayın Basın Mensupları,
Öncelikle Uğur Mumcu suikastının gerçekleştiği 1993 yılı, bugün bulunduğumuz noktadan bakıldığında, çok ilginç bir şekilde, planlanan büyük bir oyunun sahneye konulması izlenimini vermektedir.
Mesela;
- 17 Ocak 1993'te Jandarma Genel komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in uçağının düşürülerek hayatını kaybetmesi
-24 Ocak 1993'te Uğur Mumcu'nun aracına bomba yerleştirilmesi sonucu öldürülmesi
-5 Şubat 1993'te Adnan Kahveci'nin daha nasıl gerçekleştiği bugün bile tam olarak aydınlatılamayan bir şekilde trafik kazasına kurban gitmesi
-24 Mayıs 1993'te Bingöl- Elazığ karayolunda 33 askerimizin şehit edilmesi
-2 Temmuz 1993'te büyük bir provokasyon sonucu Madımak Oteli'nde 33 vatandaşımızın ve 2 otel görevlisinin yanarak ve dumandan zehirlenerek hayatını kaybetmesi ve tam üç gün sonra
-5 Temmuz 1993’te Başbağlar köyünün silahlı bir grup tarafından basılarak 33 insanımızın kurşuna dizilerek katledilmesi.
Bütün bu olaylar ne kadar büyük bir oyun oynandığının bir delili değil midir?
2001 yılında devletin gülen yüzünü temsil eden, bölge halkıyla yakın iletişim kurmayı başarabilmiş bir emniyet mensubunun, bir devlet görevlisinin şehit edilerek susturulması kimlerin ekmeğine yağ sürmüştür?
Şimdi aradan bunca yıl geçtikten sonra geriye dönüp bakalım. Bu olayların birbirinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün müdür? Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen bu cinayetlerin hala tam anlamıyla aydınlatılamamış olması bir tesadüf müdür?
90’lı yılların ilk yarısında, dönemin siyasi atmosferinde, yükselen, güçlü bir muhalefet ve bu toplumun sağduyusunun simgesi olan, Milli Görüş hareketinin o zamanki temsilcisi Refah Partisi ve Muhterem Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın, bu planlı ve sinsi olaylar sebebiyle günah keçisi yapılmaya çalışılması, bunca yıl aradan sonra milletimizin maddi ve manevi kayıplarının ne kadar büyük olduğunu göstermiyor mu?
Cami avlularında, caddelerde, meydanlarda "Kahrolsun Şeriat" "Mollalar şuraya buraya" diye bağırtılan insanlarımız bugün acaba bunun ne kadar yanlış ve haksız bir suçlama olduğunu anlamışlar mıdır?
Tarihinin hiçbir döneminde din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan, her zaman mazlumun yanında yer alan Milli Görüş hareketinin önünü kesmek, milletimiz evlatları arasına nifak tohumları ekmek ve fitne ateşini tutuşturmak isteyenler için, bu tip esrarengiz olaylar üzerinden yapılan manipülasyonlar, 28 Şubat gibi kara bir günün yaşanması adına yapılan birer ön hazırlıklar mıydı?
Bizler, merhum Uğur Mumcu ile dünyayı aynı pencereden okumadık ama onu her zaman, fikir namusu olan, neye inanıyorsa onu açık yüreklilikle savunan, değerli bir gazeteci, araştırmacı-yazar ve düşünce insanı olarak tanıdık. O’nun öldürülmeden önce kaleme aldığı, Mossad ve CIA'nin ülkemiz ve bölgemizdeki faaliyetleri hakkındaki yazıları, onun bu şekilde hayatını kaybetmesi ile ilgili bağlantısı olduğu, bugün birçok kimse tarafından artık tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir.
Bizler Saadet Partisi olarak, demokratik, adil ve özgürlükçü bir devlet anlayışının vazgeçilmez kurallar manzumesi olduğuna inanıyoruz. Bütün faili meçhullerin bir an önce aydınlatılmasının ve suçluların adalete teslim edilmelerinin gereğine inanıyoruz.
Son günlerde gerek yazılı gerekse görsel medyada sıkça vurgulanan, kimin adına yapıldığı bugün dahi açıklanamayan, o acı günlerin günümüze acı birer mirası olan, bugünlerde ortaya çıkarılan, Diyarbakır İçkale'de 19 insana ait olduğu söylenen kemiklerin de,90'li yıllarda gerçekleştirilen, katliamların ve yargısız infazların sonucu olduğu iddiaları bir an önce sonuçlandırılmalıdır.
Gaffar Okkan gibi örnek şahsiyetleri şehit ederek, kendilerine alan açmaya çalışan şer odaklarına fırsat verilmemelidir. Bizler 74 milyon vatan evladını bir ve beraber gören bir anlayışın temsilcisiyiz. İnanç birliğimizin, kardeşliğimizin teminatı olduğuna inanıyoruz.
Bu vesile ile Uğur Mumcu, Gaffar Okkan ve yukarıda saydığımız diğer menfur cinayetlerle birlikte, milletimiz üzerine oynanmış, iç veya dış kaynaklı hangi gizli saklı olaylar var ise, bunların bir an önce aydınlatılmasının, yetkililerin boynunun borcu olduğunu düşünüyoruz.
Not: Fransız Senatosu’nun almış olduğu, sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr etmenin suç olduğunu kabul eden karara karşı, Hükümetin alacağı karşı adımları, çok sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Hiçbir insaf ölçülerine sığmayan, fikir hürriyetini yok sayan bu kararın alınmış olmasının, insanlık tarihine
düşülmüş, kara bir leke olduğuna inanıyoruz. Kapısında kul köle olduğumuz AB gibi bir kurumun, en önemli figürlerinden birisi olan Fransa’nın aldığı bu kararın milletimizin ve devletimizin uyanmasına vesile olmasını ümit ediyoruz.
Saygılarımızla...
Selman ESMERER
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı
www.saadet-istanbul.org.tr
Etiketler :

